3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ

| Seni Beni Onu Bunu Yermeyen Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana İnsanlık Adına Ödün Vermeyen Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana Hakikat İlminde Sırrı Biliriz Gerçek Erenleri Pir Biliriz Bu Yolda Öleni Diri Biliriz Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana | ||
|
ali onur | ||
|
| ||
| Eserlerinden bazıları: | ||
| Gule Çıkmış Yaylaya Gule Çıkmış Yaylaya Gül Cemal Benzer Aya Ah Edip Geçti Ömrüm Günleri Saya Saya Guley Guley Yar Guley Guley Guley Yar Guley Şeker Şirin Yar Guley Yiğidin Malı Guley Kendi Malımsan Guley Sakın Benli Guley Sakın Hamaylın Boynuna Takın Düğün Değil, Bayram Değil Ak Ellerin Kına Yakın Guley Guley Yar Guley Guley Guley Yar Guley Şeker Şirin Yar Guley Yiğidin Malı Guley Kendi Malımsan Guley Gulenin Kaşı Gözü Bağrıma Aktı Közü Diyar Gurbet Gezdirdi Yarın Bir Acı Sözü Guley Guley Yar Guley Guley Guley Yar Guley Şeker Şirin Yar Guley Yiğidin Malı Guley Kendi Malımsan Guley Zulmet Deryasında Kapıldım Sele Zulmet Deryasında Kapıldım Sele Gırdım Bir Mekana Candan İçeri Safi Kıl Gönlünü Dalma Hayale Girdim Bir Mekana Candan İçeri Takdir İlahidır Çaldı Kalemi Söyleyüben Verdi Zata Kelamı Lutfu İhsan Etti Devri Alemi Gördüm Bir Mekanı Candan İçeri Hak-ı Pay Eyledim Pir Divanına Yüz Sürdüm Oturdum Bir Dergahına Kemerbest Eyleyip Durdum Darına Durdum Bir Mekana Candan İçeri Yol Gerek Bana Seni Beni Onu Bunu Yermeyen Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana İnsanlık Adına Ödün Vermeyen Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana Bana Bana Bana Yol Gerek Bana Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana Gafil Olma Muhannetin Elinden Ayırırlar Bir Gün Gonca Gülünden Şaşırtırlar Seni Doğru Yolundan Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana Bana Bana Bana Yol Gerek Bana Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana Hakikat İlminde Sırrı Biliriz Gerçek Erenleri Pir Biliriz Bu Yolda Öleni Diri Biliriz Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana Bana Bana Bana Yol Gerek Bana Gerçekleri Gören Kul Gerek Bana |
Ezrail Serime Çöktüğü Zaman Ezrail Serime Çöktüğü Zaman Kırılır Kanadım Kol Yavaş Yavaş Mevlam Nasip Etsin Din İle İman Akar Gözlerimden Sel Yavaş Yavaş Yüksek Uçan Gönül Yorulur Bir Gün Mizan Terazisi Kurulur Bir Gün Herkesin Ettiği Sorulur Bir Gün Döner Mi Yarabbim Dil Yavaş Yavaş Mezarım Üstüne Dikerler Taşı Kimi Gölgesinde Saklarsın Başı Baba Oğlu Görmez Kardaş Kardaşı Gider Geri Dönmez Yol Yavaş Yavaş Isıcak Ilıman Suyun Koyarlar İyi Kötü Elbiseni Soyarlar Meslekiyem Öldüğümü Duyarlar Girer Salacama El Yavaş Yavaş Merhamet Kıl Merhamet Kıl Kaşı Keman Ehl-İ İmana Benzersin Sallanıp Gezdiğin Zaman Selvi Revana Benzersin Mah Yüzünden Nur Saçılır Gerdanda Zemzem İçilir Türlü Çiçekler Açılır Baharistana Benzersin Gevheri Metheder Seni Yaş Yerine Döker Kanı Gel Mahzun Gönderme Beni Ulu Divana Benzersin Gör Nic'Olur Melullenme Deli Gönül Gez Bir Zaman Gör Nic'olur İndir Tahtını Yücelerden Yık Bir Zaman Gör Nic' Olur Bir İş Gelirse Başına Bahane Bulma Komşuna Sefil Hırka Çek Başına Yat Bir Zaman Gör Nic'olur Şah Hatay'ım Doğan Aylar Geçinin Yoksullar Beyler Herkes Kemalini Söyler Konma Gönül Dur Nic'olur Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma Erilir Gam Yeme Divane Gönül Er Başımda Duman, Dağ Başında Kış Erilir Gam Yeme Divane Gönül Yıkılır Mı Hakk’ın Yaptığı Havuz Şah-ı Merdani'nin, Biz De Kılavuz Üç Günlük Dünyada, şu Yahşi Yavuz Erilir Gam Yeme Divane Gönül Pir Sultan Abdal’ım, Sırdan Sırada Bu İş Böyle Oldu, Kalsın Burada Cümlemiz Niyetlendiği Murada Erilir Gam Yeme Divane Gönül | |
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ
| Ben yürürüm yane yane Aşk boyadı beni kane Ne akılem ne divane Gel gör beni aşk neyledi. |
Miskin Yunus biçareyim Baştan ayağa yareyim Dost ilinden avareyim Gel gör beni aşk neyledi | ||
|
| |||
| 1 Biz kimseye kin tutmayız Ağyar dahi dosttur bize Kanda ıssızlık var ise Mahalle-vü şardır bize Adımız miskindir bizim Düşmanımız kindir bizim Biz kimseye kin tutmayız Kamu alem birdir bize Vatan bize cennetdürür Yoldaşımız Hak'dürür Haktan yana yönilecek Başka yollar dardır bize Dünya bir avrattır karı Yoldan iltir niceleri Sürün gitsin öyleleri Onu sevmek ardır bize Yunus aydur Allah deriz Allah ile kapılmışız Dergahına yüz tutuban Hemen bir ikrardır bize 2 Dağlar ile taşlar ile Çağırayım Mevlam seni Seherlerde kuşlar ile Çağırayım Mevlam seni Su dibinde mahi ile Sahralarda ahü ile Abdal olup yahu ile Çağırayım Mevlam seni Gökyüzünde İsa ile Tur dağında Musa ile Elimdeki asa ile Derdi öküş eyyüb ile Çağırayım Mevlam seni Gözü yaşlı Yakub ile Ol Muhammed mahbub ile Çağırayım Mevlam seni Bilmişim dünya halini Terk ettim kıyl ü kalini Baş açık ayak yalını Çağırayım Mevlam seni Yunus okur diller ile Ol kumru bülbüller ile Hakkı seven kullar ile Çağırayım Mevlam seni 3 Bir kez gönül yıktınısa Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Bir gönülü yaptın ise Er eteğin tuttun ise Bir kez hayır ettin ise Binde bir ise az değil Yol odur ki doğru vara Göz odur ki Hak'kı göre Er odur alçakta dura Yüceden bakan göz değil Erden sana nazar ola İçin dışın pür nur ola Beli kurtulmuştan ola Şol kişi kim gammaz değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka matahların satar Yükü gevherdir tuz değil 4 Dolap niçin inilersin Derdim vardır inilerim Ben Mevlaya aşık oldum Anın için inilerim Benim adım dertli dolap Suyum akar yalap yalap Böyle emreylemiş Çalap Derdim vardır inilerim Beni bir dağda buldular Kolum kanadım yoldular Dolaba ıayık gördüler Derdim var inilerim Ben bir dağın ağacıyım Ne tatlıyım ne acıyım Ben mevlaya duacıyım Derdim vardır inilerim Dağdan kestiler hezenim Bozuldu türlü düzenim Ben bir usanmaz ozanım Derdim var inilerim Dülgerler her yanım yondu Her azam yerine kondu Bu iniltim Haktan geldi Derdim vardır inilerim Suyum alçaktan çekerim Dönüp yükseğe dökerim Görün ben neler çekerim Derdim vardır inilerim Yunus bunda gelen gülmez Kişi muradına ermez Bu fanide kimse kalmaz Derdim var inilerim 5 İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır Okumaktan murat ne Kişi Hak'kı bilmektir Çün okudun bilmezsin Ha bir kuru emektir Okudum bildim deme Çok taat kıldım deme Eğer Hak bilmez isen Abes yere yelmektir Dört kitabın ma'nisi Bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin Bu nice okumaktır Yiğirmi dokuz hece Okursun uçtan uca Sen elif dersin hoca Ma'nisi ne demektir Yunus Emre der hoca Gerekse bin var hacca Hepisinden iyice Bir gönüle girmektir 6 Acep şu yerde var mola Şöyle garip bencileyin Bağrı başlı gözü yaşlı Şöyle garip bencileyin Gezerim Rum'ıla Şam'ı Yukarı illeri kamu Çok istedim bulamadım Şöyle garip bencileyin Kimseler garip olmasın Hasret oduna yanmasın Hocam kimseler kalmasın Şöyle garip bencileyin Söyler dilim ağlar gözüm Gariplere göynür özüm Meğer ki gökte yıldızım Şöyle garip bencileyin Nice bu derd ile yanam Ecel ere bir gün ölem Meğer ki sinimde bulam Şöyle garip bencileyin Bir garip ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin Hey Emre'm Yunus biçare Bulunmaz derdime çare Var imdi gez şardan şara Şöyle garip bencileyin |
7 Bana namaz kılmaz diyen Ben kılarım namazımı Kılarısam kılmazısam Ol Hak bilir niyazımı Hak'tan ayrı kimse bilmez Kafir müselman kimdürür Ben kılarım namazımı Hak geçirdiyse nazımı Ol nazı dergahtan geçer Ma'ni şarabından içer Hicabsız can gözüm açar Kendisi siler gözümü Gizli sözü şerheyleyip Türlü nükteler söyleyip Değme arif şerhetmeye Bu benim gizli razımı Sözüm ma'nisine erin Bi-nişandan haber verin Dertli aşıklara sorun Bu benim dertli sözümü Dost isteyen gelsin bana Göstereyim dostu ona Budur sözüm önden sona Ben bilirim kendözümü Yunus şimdi söyle sözün Münkir ister istemesin Pişir kurtar kendi özün Arifler tatsın tuzunu 8 Ben yürürüm yane yane Aşk boyadı beni kane Ne akılem ne divane Gel gör beni aşk neyledi Gah eserim yeller gibi Gah tozarım yollar gibi Gah akanm seller gibi Gel gör beni aşk neyledi Akar sulayın çağlarım Dertli ciğerim dağlarım Şeyhim anuban ağlarım Gel gör beni aşk neyledi Ya elim al kaldır beni Ya vaslına erdir beni Çok ağlattın güldür beni Gel gör beni aşk neyledi Ben yürürüm ilden ile Şeyh anarım dilden dile Gurbette halim kim bile Gel gör beni aşk neyledi Mecnun oluban yürürüm O yari düşte görürüm Uyanıp melfil olurum Gel gör beni aşk neyledi Miskin Yunus biçareyim Baştan ayağa yareyim Dost ilinden avareyim Gel gör beni aşk neyledi 9 Mansur idim ol zamanda Onun için geldim bunda Külümü göğe savurup Ben enel Hak oldum ahi Ne ola yanam dağılam Ne dara çıkam boğulam İşim bitince yürüyem Teferrüçe geldim ahi Mümin oldum yoksul iken Benim oldu kevn ü mekan Şarka vü garba ser-teser Yere göğe doldum ahi Suret topraktır diyeni Gönlüm kabul etmez anı Bu toprağın cevherini Hazrete irdürdüm ahi Nitekim ben beni buldum Bu oldu kim Hak'kı gördüm Korkum onu buluncaydı Korkudan kurtuldum ahi Yunus kim öldürür seni Veren alır gene canı Bu canlara hükmedeni Kim idüğün bildim ahi 10 Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dünü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Aşkın aşıklar öldürür Aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur Bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sensin gün be gün endişem Bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek senİ Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım anda çağıra Bana seni gerek seni Yunus'dürür benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni 11 Şol Cennetin ırmakları Akar Allah deyu deyu Çıkmış İslam bülbülleri Öter Allah deyu deyu Salınır Tüba dalları Kur'an okur hem dilleri Cennet bağının gülleri Kokar Allah deyu deyu Kimi yiyip kimi içer Hep melekler rahmet saçar İdris nebi hulle biçer Diker Allah deyu deyu Altındandır direkleri Gümüştendir yaprakları Uzandıkça budakları Biter Allah deyu deyu Aydan arıdır yüzleri Misk-ü amberdir sözleri Cennet'te huri kızları Gezer Allah deyu deyu Hakka aşık olan kişi Akar gözlerinin yaşı Pür nur olur içi dışı Söyler Allah deyu deyu Ne dilersen Hak'tan dile Kılavuzla gir bu yola Bülbül aşık olmuş güle Öter Allah deyu deyu Açıldı gökler kapısı Rahmetle dolu hepisi Sekiz Cennet'in kapısı Açar Allah deyu deyu Rıdvan-dürür kapı açan İdris-dürür hulle biçen Kevser şarabını içen Kanar Allah deyu deyu Miskin Yunus var dostuna Koma bu günü yarına Yarın Hakk'ın divanına Varam Allah deyu deyu 12 Ali almış sancağını eline Çekilip giderler mahşer yerine Hasan'ı Hüseyn'i almış yanına Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Kıyamet kopıcak canlar uyanır Kamil derviş mürşidine dayanır Yüzün yere koymuş Hak'ka yalvarır Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Üryan olmuş yatar o zayıf tenler Sararmış benizler söylemez diller Mahşer yerine cem olmuş erenler Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Yunus eder gelin kadrin bilelim Fırsat elde iken tevhid edelim Ruhu için salavat getirelim Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed | ||
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ

|
Ölmez, sağ olursam bu yaz inşallah | |
|
Sılayı bir daha görmek istiyom Çugun'a varınca ya ağşam, zabah Topraklara yüzüm sürmek istiyom Kaman'ı, Mucur'u, Çiçekdağı'nı Kındam, Dinekbağı, hem Özbağ'ını Köylü, kentli, hastasını, sağını Görüp bir muhabbet kurmak istiyom. Hacı Bektaş, Ahi Evran Sultanı Aşık Paşa, Kaya Şeyhi cananı İmarette neslim Şeyh Süleyman'ı Aşk ile bağrıma sarmak istiyom. Ahievran, çarşı içi, hökümet Kümbetaltı, Kayabaşı, İmaret. Akrabayı, eşi dostu ziyaret Uğrayıp, hal-hatır sormak istiyom. Ne büyüktür zevki yurdu görmenin Kaç senenin hasretine ermenin Dört bir yanda methedilen termenin Şifalı suyuna girmek istiyom. Halam sağ olsa da, sesim duysaydı Cebime devramel, iğde koysaydı (Şunda yi) diyerek alma soysaydı Cevizi de dişle kırmak istiyom. Bir de gitsem tezem beni görseydi İçi çokelikli dürüm dürseydi Hele azıcık da sızgıt verseydi O an pirzolayı yermek istiyom. Dayım gilden acık köğtür aldırsam Emmim gilden armıt kak'ı buldursam Ceblerime şak leblebi doldursam Töhmeleyip, uşgur kırmak istiyom. Sögürmelik bir et çıksa satırdan Höşmerim, çullama gitmez hatırdan Kuşlukleyin hedik gelse tandırdan Çölmeğin içine girmek istiyom. Bir hağbe kemeyi yüklesem sırta Çıksam bir alamaç yapacak sırta Beş gö suvan, üç kaynamış yımırta Bazlama içine sarmak istiyom. Bunları her daim arzular özüm Memleket mahsülü vücuda lüzum Tokaloğlu kaysı, dıranı üzüm Tek, yimeyim, şöyle dermek istiyom. Bir dügün olsa da bir kayın gitsek Dokuz butlu tavuk lafını etsek Dam pilavu, gelse yisek tüketsek Davullu zurnalı dernek istiyom. Harmana denk gelse, düvene binsem Şöyle dabaz olup, kaşınsa ensem Acık bağ bellesem, acık dinlensem Çayıra bir pala sermek istiyom. Bağ bozumu üzüm haftına batsak Bekmez kazanına hayvalar atsak Boranıynan damla şiresi datsak Arı soksa, çamır sürmek istiyom. Üç arkadaş şöyle bir bahça bulsak Çalpıdan hatlayıp, bir üzüm yolsak Sağbısı dutsa da, bir rezil olsak O tatlı günlere ermek istiyom. Seğirdip, dolaşsak hep tarla dapan Keklik dutmak için kursaydık kapan Daş döğüşü olsa, vızlasa sapan Kafamı, gözümü yarmak istiyom. Bilmem ki olur mu gine becerim? Çayırda oynasak zıkka, acerim Terleyıp, karakıp, bir su içerim Dalağım kabarıp, böğrmek istiyom. Enteremi giysem, sümüğüm aksa Koluma silerim, yağlığım yoksa (Başangı) dır diye mahalle bıksa Kesekle camları kırmak istiyom. Cesurluğum dutsa, şöyle kasılsam Yaylıların arkasına asılsam Kımçıyı yiyince yere yassılsam Yollarda ağlayıp durmak istiyom. Ceviz kaval etsem, sakam da toksa Çızgılı oynarım, eneğim çoksa Koluma söylerken bir döğüş çıksa Sumsuk yimek, hem de cırnak istiyom Tok, çik, opban, mirre bir aşşık atsam Sakanın dımığna kurşun akıtsam Üç yüz enek ütüp, cebe bakıtsam (Ne şişiyon la) dedirmek istiyom. Görür m-ola bu fakirin gözleri? Delice Çay'ını, berrak özleri Kıssıkkaya serinledir bizleri.. Neyleyım denizi, ırmak istiyom. Kim sorarsa yazdın bunları niye Gelecek nesile kalsın hediye Kırşehir'de doğdum, Türkmen'im diye Her yerde göğsümü germek istiyom. Ey Şemsi Yastıman, ümitli kulsun Kısmet ise gayen yerini bulsun Hemşeriler buna vasıta olsun Kırşehir'e selam vermek istiyom. | |
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ
|
Alçakta yüksekte yatan erenler | ||
| Alçakta Yüksekte Alçakta yüksekte yatan erenler Yetisin imdada aldi dert beni Basimi alip hangi yere gideyim Gittigim yerlerde buldu dert beni Oturup benimle ibadet kildi Yalan söyledi de yüzüme güldü Yalin kiliç olup üstüme geldi Çaldi bölük bölük böldü dert beni Üstümüzden gelen boran kis gibi Yavru sahin pençesinde kus gibi Seher çagi bir korkulu düs gibi Çagirta çagirta aldi dert beni Abdal Pîr Sultan'im gönlüm hastadir Kimseye diyemem gönlüm yastadir Bilmem deli oldu bilmem ustadir Söyle bir sevdaya saldi dert beni Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma Erilir Gam Yeme Divane Gönül Er Başımda Duman, Dağ Başında Kış Erilir Gam Yeme Divane Gönül Yıkılır Mı Hakk’ın Yaptığı Havuz Şah-ı Merdani' nin, Biz De Kılavuz Üç Günlük Dünyada, şu Yahşi Yavuz Erilir Gam Yeme Divane Gönül Pir Sultan Abdal’ım, Sırdan Sırada Bu İş Böyle Oldu, Kalsın Burada Cümlemiz Niyetlendiği Murada Erilir Gam Yeme Divane Gönül Bugün Yardan Haber Geldi Bugün Yardan Haber Geldi Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan Eğildim Bir Buse Aldım Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan Güzel Olanı Severler Yanağından Gül Dererler Kulakta Mengiç Küpeler Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan Baş Koydum Yarin Dizine Uykular Girmez Gözüme Ağ Ellerin Sür Yüzüme Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan Şekerden Şerbet Ezerler İnce Tülbentten Süzerler Dört Yanım Almış Güzeller Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan Pir Sultanım Gel Yanıma Seni Sarayım Canıma Dola Kolların Boynuma Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan Bilene Danış Bilirim Bilirim Dersin Bilene Danış Danışan Dağları(Hey Dost) Aşar Mı Aşar Danışmadan Yola Çıksa Bir Kişi Akıbet Yolundan(Hey Dost) Şaşar Mı Şaşar Cahile Irak Ol Kamile Yakın Bir Mana Söyleyim(Hey Dost) Darılma Sakın Hasmın Karıncaysa Merdane Takın Ummadık Taş Başa (Hey Dost) Düşer Mi Düşer Pir Sultan Abdalım Böyle Mi Olur Kişi Ettiğini(Hey Dost) Elbette Bulur Yırtıcı Kuşların Ömrü Tez Olur Zararsız Akbaba(Hey Dost) Yaşar Mı Yaşar Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez Eser Bâd-ı Sabâ Yel Bozuk Bozuk Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez Yıkılmış Aşiret İl Bozuk Bozuk Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk Elim Tutmaz Güllerini Dermeye Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya Dört Cevabin Mânasını Vermeye Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk Pir Sultan'ım Yaratıldım Kul Diye Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk |
Gurbet Elde Gurbet elde bir hal geldi başıma, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Derman arar iken derde düş oldum, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Hüma kuşu suya düştü ölmedi, Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı. Dedim yâre gidem nasip olmadı, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Kağıda yazarlar ufak yazılar, Anasız olur mu körpe kuzular. Yürek yaralıdır, ciğer sızılar, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Pir Sultan Abdal'ım böyle buyurdu, Ayrılık donları biçti giydirdi. Ben ayrılmaz idim felek ayırdı Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Kul Olayım Kalem Tutan Ellere Kul Olayım Kalem Tutan Ellere, Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle. Sekerler Ezeyim Şirin Dillere, Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle. Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey. Sivas Ellerinde Sazım Çalınır, Çamlı Beller Bölük Bölük Bölünür. Yardan Ayrılmışam Bağrım Delinir, Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle. Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey. Pir Sultan Abdal’ım Ey Hızır Paşa, Gör Ki Neler Gelir Sağ Olan Basa. Beni Hasret Koydun Kavim Kardaşa, Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle. Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey. Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş Korudur Da Benli Dilber Korudur Gülünü Dererken Dalını Kırmış Kurudur Da Benli Dilber Kurudur Neredesin De Dudu Dillim Nerede Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede Bu Meydanda Serilir Postumuz Çok Şükür Mevlaya Gördük Dostumuz Bir Gün Kara Toprak Örter Üstümüz Çürüdür De Benli Dilber Çürüdür Neredesin De Dudu Dillim Nerede Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede Pir Sultan Abdal’ım Başımdan Başlar İyisini Korda Kemini Taşlar Bin Çiçekten Bir Kovana Bal İşler Arıdır Da Benli Dilber Arıdır Neredesin De Dudu Dillim Nerede Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın Gerçek Erenlere Yüzler Süreyim Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın Alçağında Al Kırmızı Taşın Var Yükseğinde Turnaların Sesi Var Ben De Bilmem Ne Talihsiz Başın Var Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın Benim Şah'ım Al Kırmızı Bürünür Dost Yüzün Görmeyen Düşman Bilinir Yücesinden Şah'ın İli Görünür Niçin Gitmez Yıldızdağı Dumanın El Ettiler Turnalar Bazlara Dağlar Yeşillendi Döndü Yazlara Çiğdemler Taşınsın Söylen Kızlara Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın Şah'ın Bahçesinde Gonca Gül Biter Anda Garip Garip Bülbüller Öter Bunda Ayrılık Var Ölümden Beter Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın Ben De Bildim Su Dağların Sahisin Gerçek Erenlerin Nazargâhısın Abdal Pir Sultan’ın Seyrangâhısın Niçin Gitmez Yıldız Dağı Dumanın | |
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ
|
Bilemedim Kıymatını Kadrini Öğr. Gör. Hakan TATYÜZ
Kendi el yazısından Neşet Ertaş'ın hayatı
Bayram Bilge Tokel Eserlerinden bazıları : Neredesin sen, Zülüf dökülmüş yüze, O şirin gözlerine,...... | ||
|
Neredesin Sen |
Zülüf dökülmüş Yüze | |
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ
|
Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem | ||
|
Melih Duygulu | ||
| Eserlerinden bazıları : | ||
| Nenni Nenni Bunca Gamın Bunca Derdin İçinde Yaşamak Bizlere Zor Nenni Nenni Sizden Umudumu Kesmem Erenler Elbet Bir Çaresi Var Nenni Nenni Üstümüzde Duman Vardır Dağ Gibi Her Yandan Kuşatmış Sanki Ağ Gibi Güz Gelince Bozulmuş Bir Bağ Gibi Ne Hallara Düştük Gör Nenni Nenni Eğil Gel Akarsu Gel Hakka Eğil Bir Kere Ağ Yara Vermedin Meyil Suç Bizim Sevdiğim Kimsede Değil Gelmişiz Dünyaya Kör Nenni Nenni Pazarlık Edelim Alim Seninle Pazarlık Edelim Alim Seninle İki Cihan Senin Haydar Olsun Sen Benim Hayrını Gör İmanınla Dininle Hatmin Kur'an Senin Olsun Sen Benim Ayıp Değilmidir Ademe Minnet Başına Çalınsın Haydar Hurili Cennet Dostluk Pazarında Olma Muhannet Huri Kılman Senin Olsun Sen Benim Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun Anladım Alimsin Canımsın Nursun Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim Ağlama Gülüm Günler Gelir Geçer Boşa Ağlama Gülüm Ağlama Yazılan Mı Gelir Başa Ağlama Gülüm Ağlama Bir Gün Kara Günler Biter Üzme Beni Artık Yeter Kavuşmamız Gelir Çatar Ağlama Gülüm Ağlama Yaktın Akarsuyu Yaktın Gurbetten Gurbete Attın Öldürmekten Beter Ettin Ağlama Gülüm Ağlama Sen Yaralı Değilsin Ki Zalim Felek Duymadın Mı Sesimi Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin Bilemezsin Matemimi Yaşımı Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin Gurbet Elde Günde Ömrüm Çürüyor Eller Beni Bir Biçare Biliyor Akarsuya Gelen Bir Tas Vuruyor Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin |
Yoruldum Yorgunum | |
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ

1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: "Çaldı ve söyledi." Musiki kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş ? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir? Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?
Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz. Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :
"Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."
İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.
Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.
Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü ‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir Dadaloğlu gürlemesi :
Kalktı göç eyledi avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler, bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları.... Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri...
Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.
Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Usta , 1984 yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde yankılanacak bir sanatçının “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadığı “sazımın emaneti...” oldu. Muharrem Usta‘nın adı, yaşarken kıymeti bilinmeyen sanatçıların başında anılsa yeridir. Ruhu şad olsun.
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ
Edebiyat tarihimiz, tasavvuf sairi olarak yalniz bir Nesimi tanir. O da Bagdatli Nesimi'dir. Oysa, conklerden topladigimiz yuze yakin siiri bulunan baska bir Nesimi daha var. Iste, bu kitapta konu olan ikinci Nesimi'dir. Ikisini birbirinden ayirmak icin konumuz olana Kul Nesimi diyecegiz.
Bugune degin Kul Nesimi'nin siirlerinden pek azi ele gecmis, onlar da Bagdatli Nesimi'nin sanilmisti. Hece ile yazilanlari bile onun yeni siirleri olacagi dusuncesine yol acmisti. Ilk olarak Sadettin Nuzhet, Bektasi Siirleri adli eserinde yeni bir sair karsisinda oldugumuza isaret etmis, sairin hayati hakkinda bilgi vermeden alti siirini yayinlamisti. Ad benzerligi dolayisiyla ve her iki sairin Hurufi olmasi karisikliga yol acmissa da dilleri cok ayridir. Bundan baska Kul Nesimi'nin ayri kisi oldugunu gosteren belgeler vardir. Bunlari siralamadan once Bagdatli sairin kisaca hayatinin bilinmesinde fayda vardir.
Bagdatli Nesimi'nin olumu, kendi halifesi Refii'nin Besaretname adli eserinde bildirildigine gore 1404'tur. Hallac-i Mansur gibi o da "enel hak" (ben Tanri'yim) dedigi icin derisi yuzulmustu. Bu yuzden Alevi-Bektasiler'le varlik birliginin ileri taraftarlari ve mumessilleri olan Bayrami Melamiler'i, Mevleviler'in Sems kolu denen ve Melamilik'ler Bektasilik'e pek yaklasan, hatta onlarla kaynasan Mevleviler ve diger tarikatlar icinde Alevilik'i ve Melamet'i benimsemis kimseler tarafindan, olumunu muteakkip buyuk bir sehit taninmis ve Mansur oglu Huseyn-el-Hallac'in ikincisi olmustur. Agizdan agiza, buyukten kucuge devreden menkabeler, asagi yukari bir Nesimi destani meydana getirmistir.
Bu menkibeler ve sairin sanatindaki basarisi yuzyillar boyunca Turk ve oteki Islam edebiyatinda derin izler birakmistir.
Konumuz olan Nesimi'ye gelince, onun onyedinci yuzyilda yasadigini gosteren kuvvetli belgelre yeteri kadar vardir. Bir siirinde Kul Nesimi soyle diyor:
Ikiyuz altmisdort yildan sonra
Bu nazmile bunu ettim ben izhar.
Bu siirin tamaminda Hurufilik'in kurallariyla birlikte kendinden de soz acan Kul Nesimi yukaridaki beyitte Bagdatli Nesimi'nin olum yilini ve tuttugu yolu soylemek ister. Buna gore, Bagdatli Nesimi'nin olum yilina 264 katinca 1668 bulunur. Bu siiri olgunluk caginda soyledigi kabul edilirse, onun 17. yuzyil baslarinda dogdugunu dusunmek yersiz olmaz.
Kul Nesimi'nin siirlerine en eski olarak yine bu yuzyil icinde yazildigi kesin olarak bilinen conklerde rastlanilmaktadir. Bundan baska sairin dilinin ozelligini bu yuzyildan oteye goturmeye de imkan yoktur. Dili tam anlamiyla 17. yuzyil divan ve halk edebiyati sairlerinin dilidir.
Bunlardan baska kendi caginda yasamis sairlerin Kul Nesimi'ye benzekleri
(nazire) de var.
Kisaca yukarda gosterdigimiz sebeplerlerden oturu Kul Nesimi 17. yuzyilda yasamis bir sairdir. Bu yuzyilin tarih olaylariyla Nesimi'nin siirlerindeki bazi sozlerin karsilastirilmasindan hayatini az cok ogrenmek mumkun olmaktadir. Bilindigi gibi 17. yuzyilin birinci yarisi hep Iran'la yapilan savaslarla gecer. Iran Bagdat'i alir. Osmanli ordusu birkac basarisiz sefere katilir. Sonunda 4. Murat 1636'da geri alir. 16. yuzyildan beri Yavuz ile Sah Ismail arasinda baslayan ugras bir yuzyildan cok surer. Bu arada Osmanli topraklarindaki Kizilbas-Aleviler Iran'a yardimci bazi durumlar yaratirlar. Bu yuzden ezilirler, yuzbinlerce kisinin baslari ucar. Fakat, yine de alttan alta, gizli veya acik, her ayaklanmaya katilirlar. Bu katilmalar Celali ayaklanmalarinda da kendini gosterir. 17. yuzyil boyunca surer. Bu islerde tarikat sairlerinin her bakimdan onemli etkileri oldugunu kendi eserlerinden oldugu gibi baska yerlerden ve mesela tezkerelerden ogreniyoruz. Bunlardan Pir Sultan Abdal ve Kul Nesimi'nin cagdasi ve ayni maceralara karisan Alioglu, Dedemoglu gibi sairleri de taniyoruz.
Kul Nesimi boyle bir ayaklanmaya katilmistir. Bunu bir manzumesinde soyle
anlatir:
Mehdi-i zaman ede zuhur kalmaya perde
Yezit olan kirsa gerek tig u teberde
Nesimi, Sah'in mehdin okur sam u seherde.
Buna gore Iran Sahi'nin "Mehdi-i zaman" olarak ortaya cikmasini, "yezit"leri, yani Osmanlilar'i kirmasini dilemektedir. Ayrica Sah'la ilgisini ortaya koyan bir manzumesinde:
Erenler Sah'tan gelurler
Ali derler pirimize
Imamlarin kullariyuz
Munkir irmez sirrimiza
ve baska siirlerinde gorulen izlerden Iran Sahlari yanini tuttugu acikca belli oluyor. Bundan baska Osmanli Devleti'nin Iran ile olan savaslari sirasindaki ayaklanmalardan izler tasiyan manzumeleri de gorulmektedir. Osmanli tarihcileri genel olarak bu gibi ayaklanmalari yazmadiklari icin yalniz manzumelerden sonuclara varmak gerekmektedir. Kisa ve eksik olmakla birlikte bunlar oldukca aydinlaticidir. Bir manzumesinde, basindan siyasi bir yargilama gectigini anlamak zor degildir:
Mahkemede sual sordu kadilar
Kitaplari orta yere kodular
Sen bu ilmi kimden aldin dediler
Ustamdan almisam, pirden gelurem.
Bundan anliyoruz ki Kul Nesimi de siyasal olaylara ve ayaklanmalara karismis, hic olmazsa perde arkasindan birseyler yapmistir. Bu yuzden yakalanarak yargilanmistir. Alioglu ve Dedemoglu'nun da birer siirlerinde ayni dortlugu buluruz. Hatta onlar isi biraz daha acarlar:
Pirim Aligolu, Bozdogan'dan gel oldu
Gordum mursidim, muskulum halloldu
Kilavuzum Sah Merdan Ali oldu
Ozume gonderdim kendi kusumu.
*
Ihlas kusagini kusandik bele
Her nereye varsam mursidim bile
Kisinin basina yazilan gele
Su dostun yoluna koydum basimi
*
Dedemoglu, yardim eyle duskune
Sen mursitsin secilmeyen muskule
Sah Merdan sahip-zamanin askina
Aman murvet Sah'im Ali gel yetis.
Yine 17. yuzyilinda yasayan Dervis Ali adindaki sairin de boyle olaylara katildigini gosteren siirlerinden birkac parca:
Bizi Sah'a kurban etti Azrail
*
Etimi pare pare ettiler
*
Dervis Ali'yim, kanim na-hak dokme
El ne derse desun sen ana bakma
Sah'im yurumedikce posttan cikma
Oniki imamlar kurbaniyiz biz.
Bu Dervis Ali'nin Alioglu oldugunu sanirim. S. Nuzhet de sairin 17. yuzyilda yasadigini soyluyor.
Dervis Ali, Alioglu olmasa bile bu yuzyilda Iran ile Osmanli Devleti arasindaki siyasi gerginlik dolayisiyla Anadolu'da bazi ayaklanmalar oldugu ve cesitli tarikat erlerinin Sah icin calistiklarini biliyoruz. Sairin boyle bir ayaklanma sonunda ele gecirilip sorguya cekildigi,
etinin parca parca edildigi, yani cok eziyet edildigi, Azrail dedigi Osmanli Padisahi tarafindan Sah'a kurban edildigi, yani agir cezalara carptirildigi, bundan sonra Sah, Osmanli ulkesine yurumedikce ortaya atilmamalarini yavsiye ettigi, tarikat ve Oniki Imam yolunda cok sikintilara dusuldugu anlasiliyor.
Ulkucu bir sair olan Nesimi de boyle olaylara karismis, kendini bu yola feda etmis gorunuyor:
Canim erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
Ikrarim ezelden kadim
Canim meydanda meydanda
Gercek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi'yem yuzun beni
Derim meydanda meydanda
derken taraftarlarinin bir yenilgiye ugradigini soyle anlatir:
Muhib mursidine uydu
Arif olan hisse duydu
Munafiklar nice kiydi
Tig cektiler pirimize.
Kul Nesimi, sanatla ulkuculugu birlikte yuruten bir kisi olarak
gorunuyor.
Sairin ilk adinin Ali oldugu bir manzumesindeki su dortlukten anlasiliyor:
Mahlasim Nesimi, ismim Ali'dir
Bu carh donmektedir, sanmam halidir
sukur kalbim iman ile doludur
Curm'i isyanimiz bleden beri.
Kitaba almakta fayda gormedigimiz elliye yakin yazdigi mani icinde ikisi soyu ve buyuk dedesi hakkinda bilgi vermektedir:
Sukur Hakk'a iyd olur
Katarimiz mezid olur
Ceddim Said Emre'dir
Neslinde said olur
*
Nesimi'ye al oldu
Sanma acep hal oldu
Ceddi bir abdal idi
Kendi de abdal oldu.
Burada sairin buyuk dedesi oldugunu ogrendigimiz Said Emre, 14. yuzyilda yasamis olup, Yunus Emre'nin en eski izleyicileridendir. Sait Emre'nin Haci Bektas ve Haci Bektas'in halifelerinden Hacim Sultan'a da yetismis oldugunu bildiren siirleri vardir. Haci Bektas Veli Velayetname'sinde kendisinden uzun boylu soz edilen Molla Sadettin, bu Said Emre'dir.
kendisi Aksaraylidir. Haci Bektas Veli'nin Arapca "Makalat"ini Turkce'ye cevirmis, bilgin ve sair bir kisidir. Said Emre'nin simdiye degin ele gecen ondokuz parca yayinlanmistir. (bkz. Abdulbaki Golpinarli, Yunus - Hayati)
Soyunu kendisinden ogrendigimiz Kul Nesimi, goruluyor ki eski ve kulturlu bir aileye baglidir. Bu yuzden olacak, iyi bir ogrenim gormus, soyunun bagli oldugu Bektasilik yoluna girmis, ayrica Hurufilik'te de cagdaslarindan cok ileri gitmistir.
Sair mahlasini Bagdatli Nesimi'ye olan ic yakinligi dolyisiyla almistir. Nitekim, Kul Nesimi de oteki gibi Hurufilik yolunu tutmustur. Bu yonu pek cok manzumesinde kendini acikca gosterir. Bu yuzden Seyyit Nesimi'yi ornek alarak o da derisinin yuzulmesini ister, Ondan bahsederken ikisinin adlari birlesir. Ornek olarak bazi parcalarini asagiya aliyorum:
Ehl-i iman islerin sol demde inkar ettiler
Cun Nesimi'yi Halep sehrinde berdar ettiler
Oyle kim cevr eyleyup zulm ile hakki bastirdilar
Ahsen-i takvimi gor kim nice inkar ettiler
Kufr edup imana gelmez, gelmege ar ettiler
Hak bana emreyledi soyle deyuben soyledim
Sozlerim destan edup alemde destan ettiler
Bileyuben bicaklarin cunku canima kiydilar
Sag iken ben asiki gor nice bimar ettiler
Soydular cikardilar tenimden cun derimi
Yas edup gokte melekler cumlesi zar ettiler
Ey Nesimi vasil oldun Halik-i Rahman'a sen
Cennet-ul me'vayi buldun, yerin gulzar ettiler
*
Kureysiler boyle tevil duzduler
Basmaga Ayatelkursi yazdilar
Kendi fetvam ile derim yuzduler
Halep sehri derler sardan gelurem.
*
Cun Nesimi gordu isminin Nesimi ismini
Sidkile Kur'an der kim kevn-i mahfuzundadir
Nesimi ayni zamanda Bektasi'dir. Hallac ve Seyyit Nesimi'nin oldurulmelerinden sonra Hurufiler Irak'ta siddetli bir kovusturmaya ugramislar, bundan kurtulmak icin Anadolu'ya kacmislardir. Boylece Hurufi dervisleri Bektasilik'e kendi inanislarini soktular. Nesimi'de, baska Bektasi sairlerinden cok Hurufilik gorulur. Siirleri icinde bunu gosteren pek cogu var, onun icin burada bir dortlugu ornek veriyoruz:
Biz tarik-i Bektasi'yiz, zikrederiz Hakk'i biz
Bizdedir Sah-i Velayet sirlari hep bizdedir
Pirimiz Hunkar Haci Bektas Veli, kuluyam Nesimi
Etmeyiz cahile minnet, Al-i Sultan bizdedir.
Nesimi ayni zamanda hem Haydari, hem de Caferi oldugunu bildirir. Iki ornek:
Ben ol sadik kulam ki Caferi'yem
Hakikat soylerem ben Haydari'yem
*
Ve ger munkir sorarsa soyle ey dil
Ki mezhep icre bizler Caferi'yuz.
Nesimi'de ali sevgisi son kertededir. Bunu pek cok manzumelerinde acikca
gormekteyiz. Birkac ornek:
Ali evvel, Ali ahir
Ali batin, Ali zahir
Ali'dir her ise kadir
Ali'dir yar ile mihman
Ali vahid, Ali ahed
Ali dindir, Ali iman
*
Haydar'in evladini kim can u dilden medheder
Kalbi doldu nur ile kim mevc-i deryalar gibi
Ey Nesimi bir gonulde hubb-i Haydar olmasa
Anda canlar calinur guya kilisalar gibi
*
Hak katinda alemin mahbub-i Rahman'dir Ali
Evliyalar serveri hem Sah-i Merdan'dir Ali
Ey Nesimi "Men aref" sirrin bilendir ademi
Ademin hem suretinde harf-i Kuran'dir Ali.
Nesimi hakkinda tezkerelerde ve baska eserlerde hicbir bilgiye rastlanmiyor. Onun icin hayati ve inanislari hakkindaki bilgiyi ancak siirlerinden anlamak mumkun oldu. Tabii bu da cok eksiktir. Ne yazik ki tezkereciler Nesimi gibi hukumetin istemedigi olaylara ve yollara girmis kisileri soz konusu etmemislerdir. Yeni belgeler ve siirler bulununcaya kadar bu degerli sair hakkinda soylediklerimizden baskasini elde etmek mumkun degildir.
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ
|
Seyyah oldum şu alemi gezerim Divriği Şairleri-İbrahim Aslanoğlu | |
Seyyah Oldum Şu Alemi Gezerim Seyyah oldum şu alemi gezerim Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kendi efkarımla okur yazarım Bir dost bulamadım gün akşam oldu İki elim gitmez oldu yüzümden Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden Kusurum gördüm kendi özümden Bir dost bulamadım gün akşam oldu Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk Tükendi daneler kalmadı azık Yazıktır şu geçen ömüre yazık Bir dost bulamadım gün aksam oldu Gene kırcalandı dağların başı Durmadan akıyor gözümün yaşı Verdiği emeği alıyor kişi Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kul Himmet Üstadım ummana daldım Gidenler gelmedi bir haber alam Abdal oldum çullar geydim bir zaman Bir dost bulamadım gün akşam oldu |
Gafil Kalma Şaşkın Bir Gün Ölürsün Gafil kalma şaşkın bir gün ölürsün. Dünya dolu malın olsa ne fayda. Ettiğin işlere pişman olursun. Pişmancalık ele geçmez ne fayda. Bir gün seni götürürler evinden. Hak-kın kelamını kesme dilinden. Kurtulmazsın Azrail'in elinden. Türlü türlü yolun olsa ne fayda. Söylersin de sen sözünden şaşmazsın. Helalini haramından seçmezsin. Kesilir kısmetin suda içmezsin. Akan çaylar senin olsa ne fayda. Sen söylersin söz içinde sözüm var. Çalarsın çırparsın oğlun kızın var. Hiç demezsin üç beş arşın bezim var. Bedestanlar senin olsa ne fayda. Kul Himmet Üstadım çöksem otursam. Türlü varlığımı ele götürsem. Dünya benim diye zapta geçirsem. Bütün dünya senin olsa ne fayda. |
3/3/2008 · Kategori: OZANLARIMIZ

|
Seher yeli nazlı yare | |||
| Seher Yeli Seher yeli nazlı yare Bildir beni bildir beni Düşmüşüm elden ayaktan Kaldır beni kaldır beni Söyle güzeller şahına Yüz süreydim dergahına Zehir olan kadehine Doldur beni doldur beni Kul Ahmed'im gönül versem Bağrında gülünü dersem Senden gayrı yar seversem Öldür beni öldür beni |
Aşık Kul Ahmet Sevdiğim'le malımızı bölüştük. Halı ona düştü, çul bana düştü, Şu senin, bu benim derken anlaştık Kervan ona düştü, yol bana düştü Tenim çıplak oldu, güneşte yandı, Kendisi de al yeşile boyandı Sıra geldi büyük mala dayandı Dağlar ona düştü, çöl bana düştü. Beni üryan etti, saldı çöllere, Kendisi benzedi gonca güllere Karayı bitirdik, döndük sulara, Derya ona düştü, sel bana düştü. Kul Ahmed'im güzel didara baktık Ay ile Güneşi ona bıraktık, Gayri yer yeryüzünden göklere çıktık, ALLAH ona düştü, KUL bana düştü, | ||
« Önceki ::